Nutuk’u bir kez olsun açmamış insanların “Atatürkçüyüm” diye kürsü kurduğu, Kur’an-ı Kerim’i hayatında hiç okumamış kitlelerin “Siyasal İslamcıyım” iddiasıyla siyaset yaptığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu artık bir fikir çatışması değil; bu açık bir samimiyetsizlik rejimidir.
Bu zemin ne düşüncedir ne inançtır. Bu zemin; cehaletin, ezberin ve sloganın kirli ortaklığıdır. Ve bu ortaklık, yıllardır aynı kısır döngüyü beslemektedir.
Cemil Meriç boşuna söylemez:
“Karanlık kinlerin birbirine saldırttığı çılgın sürülerin savaş çığlığıdır slogan. İlkelin, budalanın, papağanın ideolojisidir.”
Bugün siyaset tam olarak buraya sıkışmıştır. Okunmamış metinler üzerinden kimlik, anlaşılmamış değerler üzerinden iktidar devşirilmektedir.
Bu yüzden tartışmalar derinleşmez; sadece sertleşir.
Bu yüzden siyaset çözüm üretmez; yalnızca düşman üretir.
Seviye düştükçe önce adalet çöker, ardından ekonomi bozulur, sonra toplumsal ahlak aşınır ve en sonunda insan ilişkileri çürür. Bu bir tesadüf değil, zincirleme bir sonuçtur.
Deprem olur: polemik.
Orman yanar: polemik.
Araba yapılır: polemik.
Şampiyon olunur: polemik.
Ülkenin bütün gündemi, bilinçli olarak ayrıştırılmış kitlelerin refleksleri üzerinden şekillendirilmektedir. Bu kitleler ortak akıl üretmekten yana değil; ayrışmaktan, saf tutmaktan, karşı tarafı ezmekten yanadır.
İbn Haldûn’un uyarısı hâlâ geçerlidir:
“Kalpleri müteferrik olanların akılları birleştirilemez.”
Oysa millet; sadece aynı dili konuşanların değil, aynı acıyı, aynı sorumluluğu ve aynı kaderi paylaşanların oluşturduğu bir insan topluluğudur. Bugün empati, sağduyu, vefa gibi insani değerler geri çekilmiş; yerini rövanşist bir öfke almıştır. Çünkü suçlamak kolaydır.
Peyami Safa’nın dediği gibi:
“Suçlamak anlamaktan kolaydır. Çünkü anlarsan, değişmen gerekir.”
Kimse değişmek istemiyor. Herkes bağırmak istiyor.
Aileler parçalanıyor çünkü adalet duygusu tahrip edilmiş bir toplumda güven yaşayamaz.
Gençler uyuşturucuya, boşluğa ve amaçsızlığa sürükleniyor çünkü onlara sunulan bir gelecek yok; sadece gürültü, hamaset ve geçici alkışlar var.
Eğitim yozlaşıyor, kurumlar içi boşalıyor, değerler vitrin süsüne dönüşüyor: törende hatırlanan, krizde çiğnenen kelimeler…
Bütün bunların sebebi; fikri derinliği olmayan, ahlaki omurgası bulunmayan, yalnızca kimlik pazarlayan bu seviyesiz siyasettir.
Ne Atatürkçülük Nutuk’suz olur, ne de İslamcılık Kur’an’sız.
Okumadan inanılan her dava sahtekârlıktır.
Düşünmeden savunulan her ideoloji, topluma yüktür.
Bu ülkenin sorunu fikir fazlalığı değil; fikir tembelliğidir.
Ve bu tembellik sürdükçe kısır döngü kırılmayacak; daha da derinleşecek, daha da sertleşecektir.
Platon’un uyarısı ise bugün neredeyse bir kehanete dönüşmüştür:
“Demokrasi bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam ederse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar.”
Ya okumayı, anlamayı ve yüzleşmeyi öğreneceğiz;
ya da sloganların gürültüsünde, birbirine bağıran kalabalıklar olarak çürümeye devam edeceğiz.

