Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Karaman’da ki Otorite Boşluğu

Karaman’da Rasyonel Otorite Boşluğu:

Karaman’da Rasyonel Otorite Boşluğu: Kuralların Şehri mi, Kişilerin Şehri mi?

Karaman; tarih boyunca “dil”, “kültür” ve “kök” gibi büyük anlamlarla anılan bir şehir. Karamanoğlu Mehmet Bey’in Türkçeyi resmî dil ilan etmesi gibi bir hafızaya sahip. Yani kâğıt üstünde bakınca Karaman, “kurallara ve düzene” yatkın bir şehir gibi duruyor. Fakat bugün şehirde dolaştığınızda, özellikle yerel yönetim ve kamusal hizmetlere dair konuşmalarda daha farklı bir manzaraya rastlıyorsunuz: Karaman’ın bazı alanlarında rasyonel–yasal otorite zayıflamış, yer yer otorite boşlukları oluşmuş gibi.

Max Weber’in ifadesiyle rasyonel otorite, insanların kişiye değil kurala itaat ettiği sistemdir. Kurallar bellidir, makamlar bellidir, işleyiş şeffaftır. Belediye, kurumlar, müdürlükler, üniversiteler… Hepsi bir tür “makine düzeni” gibi çalışır. Bu düzen bozulduğunda ise şehir hayatında çok tanıdık bir tablo ortaya çıkar: İşler “kural” üzerinden değil, “tanıdık” üzerinden yürür.

Karaman’da bu durumun izlerini görmek zor değil. Bir işinizi halletmeye çalışırken “Dilekçeyi verdim ama takip etmezsen kaynar” cümlesiyle karşılaşabilirsiniz. Ya da “Orası öyle işlemiyor, birini bulmak lazım” türünden cümleler duyarsınız. Bu cümleler aslında tek bir şeyi gösterir: Rasyonel otoritenin geri çekildiği yerde, boşluğu başka otorite türleri doldurur.

Weber buna şaşırmazdı. Çünkü rasyonel sistem zayıfladığında toplum ya geleneksel otoriteye (alışılmış ilişkiler ağına) ya da karizmatik otoriteye (güçlü bir kişiye bağlanmaya) kayar. Karaman’da da benzer bir eğilimi okumak mümkün. Kurumlar “kurala göre” değil de “kişiye göre” işlediği hissini verirse, vatandaş da kendini kurala değil, kişilere yakın durarak güvenceye almaya çalışır.

İşte otorite boşluğu tam da burada başlar:
Vatandaş “kurumun işini yapacağına” güvenmek yerine “doğru kişiye ulaşmaya” çalışır. Bu, görünüşte pragmatik bir yöntemdir; kısa vadede işe yarar bile. Ama uzun vadede şehrin damarlarına yavaş yavaş zehir gibi işler. Çünkü sonuçta şu oluşur:

  • Hizmet eşitsizliği: Kural herkes için aynı değildir, erişimi olan avantajlı olur.
  • Kuruma güven kaybı: Belediye, müdürlük, kamu birimi “işleyen mekanizma” olmaktan çıkar.
  • Şeffaflık kaybı: Neye göre karar verildiği net değildir.
  • Şikâyet ve dedikodu kültürü: Şehir kendi kendini yargılar ama çözüm üretmez.

Karaman’ın en büyük riski belki de budur: Şehir “sakin” görünür ama vatandaşın zihninde sürekli bir soru döner: “Bu iş kuralına göre mi olur, yoksa birini mi bulmam lazım?”
Bu soru bir kez toplumun ortak refleksi hâline gelince rasyonel otorite sadece zayıflamaz, fiilen devreden çıkar. O zaman kurumlar, “hak dağıtan” yerler olmaktan çok “güç dağıtan” yerler hâline gelir.

Oysa Karaman, tarihsel hafızasıyla aslında bunun tersini hak eden bir şehir. Dilini resmileştiren bir akıl, bugün de kuralların şehrini kurabilir. Eğer belediye kararlarının gerekçeleri daha görünür olursa, işlemler daha ölçülebilir hâle gelirse, vatandaşın “kişiye değil sisteme” güvenmesi mümkün olur. Çünkü rasyonel otorite dediğimiz şey bir lüks değil, şehirlerin nefes borusudur.

Belki de Karaman’ın ihtiyacı daha sade ve daha güçlü bir ilke:

“Bu şehirde işler kişiye göre değil, kurala göre yürür.”

Kuralların şehri olmak Karaman’a yakışır. Çünkü Karaman’ın tarihindeki en güçlü miras, bir kişinin karizması değil; bir toplumun ortak aklıdır.