Bugün size rakamların ötesinde, ruhumuzun röntgenini çekmek istiyorum. İstatistikler bazen sadece sayı değil, bir toplumun imdat çığlığıdır. Veriler ortada: 2016’da 45 milyon kutu olan antidepresan satışı, 2025’te 71,5 milyon kutuya fırlamış durumda. Nüfusumuz 86 milyon; yani neredeyse her evde bir “mutsuzluk hapı” başrolde.
Peki, ne oldu bize? Beynimizdeki kimyasallar mı bozuldu, yoksa ruhumuzu ayakta tutan o toplumsal kolonlar mı çöktü?
Atomlarımıza Ayrıldık
Ünlü sosyolog Emile Durkheim’ın “Anomi” dediği o meşhur kuralsızlık ve aidiyetsizlik hastalığının tam ortasındayız. Bir toplumun ortak değerleri ve bağları koptuğunda, insan kendini bir bütünün parçası gibi hissetmez; boşluğa düşer. Sosyolojide buna “toplumsal atomizasyon” denir. Devasa bir milletin, tıpkı parçalanan atomlar gibi birbirinden kopup izole, güvensiz ve korku dolu bireylere dönüşmesi…
Bugün Dünya Değerler Araştırması’na göre Türkiye’de “diğer insanlara güvenirim” diyenlerin oranı sadece yüzde 14. Yani sokağa çıktığımızda yanımızdan geçen her 10 kişiden 9’una şüpheyle, korkuyla, mesafeyle bakıyoruz. Birbirinden ölesiye korkan, devasa ama içi boşalmış bir sürüye dönüştük.
“Kalabalık yalnızlık”
Ankara Üniversitesi İletişim Araştırmaları ve Uygulama Merkezi (İLAUM) iş birliğiyle, alanında uzman isimlerden oluşan Değerlendirme Kurulu tarafından belirlenen 7 kelime/kavram Türk Dil Kurumu internet sitesinde halk oylamasına sunulmuştu. Türk Dil Kurumu 2024 yılının kelimesini “kalabalık yalnızlık” olarak açıkladı. Aslında bu toplum olarak bir itirafımızdı.
Takvimi Aralık 2000’e saralım. Enflasyon %183, cepler kelimenin tam anlamıyla boş… Ama o bayram sabahları kapılar çalınır, o %14’lük güven oranı bir anda %90’lara çıkardı. Çünkü o gün “biz” vardık. Fakirdik ama bütündük.
Bugün cebimizdeki telefonlar akıllandı, ekran çözünürlüklerimiz arttı ama biz yalnızlaştık. Ortalama bir Türk vatandaşı günde 7,5 saatini o soğuk cam ekranlara bakarak geçiriyor. Hayatın telaşesi, geçim derdi, ülkenin bitmeyen siyasi gürültüsü derken; sorgulamayan, sadece önüne konanı tüketen ve “kaydıran” bir yığın haline geldik. O artan antidepresan satışlarının asıl sebebi kimyasal değil; kalabalıklar içinde yapayalnız kalmanın yarattığı o korkunç anomi hissidir.
Bayram: Bir “Restorasyon” Fırsatı
Önümüzde bir bayram var. Ya yine o kopyala-yapıştır mesajlarla, “kaydıran” parmaklarımızla bu yabancılaşmayı tescilleyeceğiz ya da o %14’lük güven duvarını yıkıp geçeceğiz.
Gerçek bir bayram, sadece tatil değil; kopan bağların onarılması, atomize olmuş bireylerin yeniden “millet” olmasıdır. Kapıyı çalmadığımız her komşu, elini tutmadığımız her dost bizi o 71 milyon kutuluk karanlığa biraz daha gömüyor.
Gelin bu bayramda telefonları bir kenara bırakalım; çünkü bizi kurtaracak olan şey bir “bildirim” değil, bir “tebessüm” ve “güven”dir. Ya yeniden “biz” olacağız ya da bu anomik boşlukta hep beraber kaybolup gideceğiz.

