Toplumsal hafıza sanıldığı gibi yalnızca geçmişe bakmak değildir. Hafıza; geleceği inşa etmek için geçmişten neyi alıp neyi geride bırakacağını bilmektir.
İçinde bulunduğumuz bu günlerde Karaman, toplumsal hafızasında önemli bir yer tutan, 65 yıllık bir birikime dönüşmüş Türk Dil Bayramı ve Yunus Emre’yi Anma Etkinlikleri’ni kutluyor. Ancak ortada açık bir problem var. Geçmiş bayramları hatırlayanlar bilir; nostaljiye saplanmadan söylemek gerekir ki eski ruh, eski heyecan ve katılım bugün maalesef hissedilmiyor.
Bana göre ilk hata, organizasyonu yürütenlerin bu ruhun hafızasından uzak olmasıdır. Elbette farklı bakış açıları olmalı, farklı pencerelerden bakan insanlarla istişare edilmelidir. Ancak o masada bu bayramın geçmişini bilen Karamanlıların da bulunması gerekirdi. Çünkü halkın nabzını tutabilecek, insanları motive edecek ve bu etkinliklere gerçek bir bayram havası katacak nüanslar ancak böyle korunabilir.
Karaman; yöneticisiyle, kurumlarıyla ve halkıyla bu meseleyi bir slogan çığırtkanlığının çok ötesine taşımak zorundadır. Yıllardır “Türkçenin Başkenti” sloganıyla övünüyoruz. Fakat dürüst olalım: Bu iddiayı çoğu zaman tabelalara asıp içini doldurmayı ihmal ettik. Karamanoğlu Mehmet Bey’in kemikleri sızlıyor mu bilinmez ama bugün Karaman’ın sokakları Türkçeye yabancılaşıyor.
Eğer gerçekten “Türkçenin Başkenti” olsaydık, Anadolu’nun herhangi bir şehrinden farkımız olurdu. Oysa bugün tabelalarda dil kirliliği, sokak isimlerinde özensizlik, yerel medyada ise ciddi bir dil savrulması görüyoruz. 90’lı yıllardaki “Türkçe tabela zorunluluğu” anlayışı nerede? Estetikten uzak, dili yozlaştıran bu karmaşaya ne zaman “dur” denilecek?
1961’de Dil Bayramları’nı başlatan heyecan da, 2013’teki o büyük coşku da artık rayından çıkmış görünüyor. 2021 yılı “Yunus Emre ve Türkçe Yılı” ilan edildiğinde Karaman bu fırsatı ne kadar değerlendirebildi? UNESCO gibi uluslararası kapılar aralanmışken, Türkçeyi küresel ölçekte konuşabileceğimiz imkânlar önümüzde dururken biz hâlâ yerel siyasetin ve günübirlik organizasyonların sığlığında oyalanıyoruz.
Slogan atmayı bırakmalıyız. Eğer bu iddianın ağırlığını taşıyamıyorsak, o tabelaları indirmek daha samimi olur. Çünkü dil yalnızca geçmişin mirası değil, geleceğin davasıdır.
“Türkçenin Başkenti” iddiası sadece bir slogana dönüşürse zamanla anlamını kaybeder. Fakat bilinçli, sürdürülebilir ve kültürel bir stratejiyle desteklenirse Karaman gerçekten Türkçenin küresel merkezlerinden biri olabilir.
Türkçenin başkenti olmak bir onur olduğu kadar büyük bir sorumluluktur. Bu sorumluluk ya güçlü bir vizyonla geleceğe taşınacak ya da Karaman, kaçırılmış fırsatların şehri olarak anılmaya devam edecektir.

