Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

” GEÇMİŞ ” Artık Geçmiş Olsun !

Türkiye’nin bugün en büyük

Türkiye’nin bugün en büyük krizi geleceksizliktir. Daha doğrusu: ortak bir gelecek hayalinin olmayışıdır.

Toplumsal hafıza sanıldığı gibi geçmişe bakmak değildir. Hafıza, geleceği inşa etmek için geçmişten neyi alıp neyi geride bırakacağını bilmektir. Oysa biz tam tersini yapıyoruz. Geçmişe bakmıyoruz; geçmişe saplanıyoruz. Ve bu saplanmışlık bizi ileri değil, yerinde saymaya mahkûm ediyor.

Günümüz ideolojileri de maalesef bundan çok iyi besleniyor. Tarihsel meseleler üzerinden toplumu ayrıştırıp, kutuplaştırıp, satranç tahtasını buna göre dizayn ediyorlar.

Bugün Türkiye’de geçmiş üzerine bu kadar konuşulmasının sebebi tarih merakı değil, gelecek yoksunluğudur. Gelecek hayali olmayan toplumlar, geçmişi kutsallaştırır ya da inkâr eder. Bizde ikisi birden yaşanıyor. Bir kesim tarihi putlaştırarak bugünden kaçıyor, diğer kesim ise tarihle tüm bağlarını koparıp boşlukta bir kimlik icat etmeye çalışıyor. Sonuç: Aynı ülkede yaşayan ama aynı zamana ait olmayan iki toplum.

“Bir zamanlar dünyayı yönetiyorduk” söylemiyle “siz benim gençliğimi görecektiniz” cümlesi arasında özde hiçbir fark yok. İkisi de bugünü kuramamanın itirafıdır. Bugün üretemeyen, geçmişi parlatır. Bugün iddiası olmayan, tarihten medet umar. Ama gerçek acımasızdır: Ne Osmanlı geri gelir ne de gençlik. Avuntu, ilerleme değildir.

Moğollar da bir zamanlar dünyayı kasıp kavuruyordu. Bugün Asya steplerinde tarihin dipnotundalar. Roma, 1500 yıl hüküm sürdü; artık sadece kitaplarda. Kanem’i neredeyse kimse bilmiyor. Mayalar ve İnkalar turistik broşürlere sıkıştı. Hiçbiri geri gelmedi. Osmanlı da gelmeyecek. Abdülhamid de dirilmeyecek, Kanuni de. Napolyon da yok artık, Atatürk de. Onlara saygı duymakla öykünmek aynı şey değil. 

Asıl soru şu: Biz ne yapacağız?

İslamcılar Osmanlı’ya dönmek istiyor, Kemalistler 1930’lara. Herkes geriye çağırıyor ama kimse ileriye seslenmiyor. Arkasına bakarak yürümeye çalışan bir toplum, eninde sonunda tökezler. Biz şu an tam olarak bunu yapıyoruz.

Oysa Türkiye’yi bir arada tutacak yeni bir ortak gelecek hikâyesi mümkündür. Ama bu hikâye geçmişin gölgesinde değil, şu değerler üzerine kurulabilir:

Üretkenlik: Kimliğimizi fetihlerle değil, bugün ne ürettiğimizle tanımlamak zorundayız. Bilimle, teknolojiyle, emekle.

Haysiyet: Devlete, lidere ya da geçmişe değil; bireyin onuruna dayanan bir toplumsal sözleşme.

Hukuk: İnançtan, ideolojiden, kimlikten bağımsız; herkes için eşit ve bağlayıcı bir adalet fikri.

Gelecek Eşitliği: Çocuğun kaderini doğduğu mahalleye, aileye ya da dünya görüşüne mahkûm etmeyen bir düzen.

Akıl ve Cesaret: Dogmalarla değil, veriyle konuşan; korkuyla değil, özgüvenle karar alan bir toplum.

Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir tarih kavgası değil, yeni bir gelecek cümlesidir. Geçmişi inkâr etmeyen ama ona teslim de olmayan bir cümle. Çünkü geçmişle oyalanarak gelecek kurulmaz. Ve biz daha fazla oyalanacak bir ülke değiliz.