Distopik romanlarda ve filmlerde gördüğümüz “zombi” kavramı aslında yalnızca korku hikâyelerinin bir parçası değildir. En basit anlamıyla “yaşayan ölü” demektir. Yani hareket eden ama tepki vermeyen, yaşayan ama farkındalığını kaybetmiş bir varlık. Bazen şehirler de böyle olur. Sokaklar doludur, insanlar çalışır, üretim sürer; fakat şehir kolektif olarak düşünme, sorgulama ve birlikte hareket etme yeteneğini kaybetmiş gibidir. İşte bugün Karaman’a bakınca insanın aklına gelen benzetme tam da budur: Karaman Zombileşiyor mu ?
Üretim Gücü Var, Refah Yok
Karaman ekonomik olarak Türkiye’nin önemli üretim merkezlerinden biridir. Bisküvi, gofret ve kek üretiminin önemli bir kısmı burada yapılır; bulgur ihracatıyla dünya pazarına açılmış güçlü bir gıda sanayisine sahiptir. Fabrikalar üretir, ihracat yapılır, rakamlar büyür.
Ama bu tabloya rağmen ortaya çıkan başka bir gerçek var: Karaman, kişi başına düşen takibe düşmüş alacak miktarında Türkiye’nin en üst sıralarında yer alıyor.
Yani üretim var ama refah yok.
Sanayi güçlü ama hane halkı kırılgan.
Bu tablo, şehir ekonomisinin iki katmanlı bir yapıya dönüştüğünü düşündürüyor: üstte büyüyen kurumsal sermaye, altta ise borç yükü altında ezilen vatandaş.
Sosyal Çatlaklar Derinleşiyor
Karaman uzun yıllar boyunca “sakin ve muhafazakâr şehir” imajıyla bilindi. Fakat son yıllardaki veriler bu imajla çelişen bir tablo ortaya koyuyor.
Şehirde suç oranlarının yüksekliği, boşanma oranındaki artış ve madde kullanımına ilişkin dikkat çekici veriler, toplumsal dokuda ciddi bir gerilim olduğunu gösteriyor. Üretim baskısı, ekonomik stres ve hızlı toplumsal değişim, geleneksel yapıyla modern yaşam arasındaki çatışmayı daha görünür hâle getiriyor.
Bir zamanlar “huzurlu şehir” diye anılan Karaman’da artık başka bir soru soruluyor:
Toplumsal denge nerede kırıldı?
Doğanın Alarmı
Karaman’ın sahip olduğu en büyük avantajlardan biri güneş enerjisi potansiyelidir. Türkiye’nin en yüksek güneş radyasyonu değerlerinden birine sahiptir. Bu durum şehri yenilenebilir enerji için büyük bir fırsat hâline getirir.
Fakat aynı şehir bugün su kriziyle karşı karşıyadır.
Barajların kuruması, yeraltı sularının hızla çekilmesi ve oluşan obruklar sadece çevresel değil, aynı zamanda ekonomik bir tehdittir. Tarımın ve yaşamın sürdürülebilirliği tehlikeye girmektedir.
Bir yanda geleceğin enerjisi için büyük bir potansiyel, diğer yanda temel yaşam kaynağı olan suyun kaybı…
Bu, Karaman’ın içinde bulunduğu trajik çelişkilerden biridir.
Büyük Projeler, Küçük Hayatlar
Şehir, hızlı tren gibi büyük projelerle Türkiye’nin önemli ulaşım hatlarından birine bağlandı. Bu elbette önemli bir gelişme.
Fakat aynı şehirde vatandaşlar her yağmurda su basan sokaklardan, trafik sıkışıklığından, otopark eksikliğinden ve yetersiz toplu taşımadan şikâyet ediyor.
Bir yanda geleceğe bağlanan hızlı tren, diğer yanda gündelik hayatın çözülemeyen basit sorunları…
Bu durum Karaman’ın kalkınma modelindeki temel sorunu gösteriyor:
bütüncül bir kalkınma planı yok.
Sessizliğin Şehri
Belki de asıl mesele ekonomik ya da altyapısal değildir. Asıl mesele toplumsal ruh hâlidir.
Karaman’da bugün hissedilen en güçlü duygu bana göre öğrenilmiş çaresizliktir.
İnsanlar artık birçok şeyin değişmeyeceğine inanıyor.
Sivil toplum sessiz.
Kanaat önderleri suskun.
Siyaset çoğu zaman çözüm üretmek yerine günü kurtarmayı tercih ediyor.
Toplum ise olan biteni çoğu zaman bir film sahnesi izler gibi izliyor.
İşte bu noktada şehir gerçekten “zombileşmeye” başlar. Çünkü bir toplumun en büyük kaybı ekonomik güç değil, tepkisizliktir.
Karar süreçlerine halkın, meslek örgütlerinin ve sivil toplumun katılmadığı bir şehirde sağlıklı bir kalkınma mümkün değildir. Kapalı kapılar ardında alınan kararlar, kısa vadede bazı sorunları çözebilir ama uzun vadede şehri vizyonsuz bırakır.
Aynaya Bakma Zamanı
Bu şehrin sorunları sadece yönetenlerin değil, aynı zamanda hepimizin sorumluluğudur.
Eğer bir şehirde haksızlıklar karşısında sessizlik varsa,
eğer insanlar sorunları konuşmak yerine kabullenmeyi tercih ediyorsa,
eğer herkes çözümü başkasından bekliyorsa…
O şehir yavaş yavaş canlılığını kaybeder.
Bu şehir gerçekten zombileşiyor mu, yoksa henüz uyanma şansı var mı?
Cevap, yalnızca yöneticilerde değil; bu şehirde yaşayan herkesin vicdanında saklı.


YORUMLAR