Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Karaman’ın Temsil Krizi

Yazıma çok samimi ve

Yazıma çok samimi ve doğrudan bir soruyla başlamak istiyorum: Yaşadığımız şehirde, Karaman’da, mensubu olduğumuz oluşumlar bizi gerçekten temsil ediyor mu? Milletvekillerimizden belediye başkanımıza, kayıtlı olduğumuz odalardan sendikalara, derneklere veya herhangi bir sivil toplum kuruluşuna kadar uzanan bu geniş yelpazede, temsiliyet kavramının içinin ne kadar dolduğunu acilen sorgulamamız gereken bir dönemden geçiyoruz.

Siyasi arenadan basit bir örnekle başlayalım. Bugün genel anlamda Türk milliyetçiliğini bile temsil ettiğini iddia eden en az dört-beş farklı parti var. Zihinlerde “Bunların hangisi gerçeği?” şüphesi dolanıp dururken, geçen zaman içinde bireylerin bu yapılarla kurduğu temsiliyet bağı giderek zayıflıyor. Üstelik bu durum sadece belli bir kesime özgü değil; toplumun diğer tüm kesimleri ve ideolojileri için de manzara maalesef çok farklı değil. Eğer ben Müslümansam, kendimi ifade edebilmek için illa belli bir siyasi partiye mi bağlı olmalıyım? Eğer öyleyse, aynı tekelci durum neden Milliyetçilik veya Atatürkçülük için de geçerli olsun?

Bizler bu ideolojik karmaşanın içinde kaybolurken, toplumsal değerlerimiz adeta kapanın elinde kalıyor. Bu değerlere ideolojik kaynaklı yeni anlamlar bulma arayışları sürerken, ne yazık ki elimizdeki bulgurdan da oluyoruz. Çoğu zaman farkında bile değiliz ama temsil mercileri, sadece bizi değil, temsil ettikleri grupların niteliğini ve dışarıdan nasıl algılandığını da doğrudan belirler.

Anadolu’da eskiden bu yana devam eden çok köklü bir anlayış vardır: Kimse ilk tanıştığı kişiye “Burcun ne?” diye sormaz; “Nerelisin?” der. Alınan cevaba göre de zihinlerde saniyeler içinde bir önyargı, bir kimlik taslağı oluşur. İşte tam da bu yüzden, Karaman’ın kimler tarafından ve nasıl temsil edildiği hayati bir meseledir. Bazen seçilmemiş, doğal olarak gelişen tesadüfi olaylar veya kişiler, Karamanlının hiç istemediği halde şehrin vitrini haline gelebiliyor. Örneğin, sabah kuşağı programlarına yansıyan distopik ailelerin problemleri bir anda tüm Karaman’a mal edilebiliyor. Veya yakın zamanda yaşanan, İstiklal Marşı’nın Karaman’da Arapça okunması gibi talihsiz hadiseler, şehrin insanına karşı haksız ve derin bir önyargı duvarı örebiliyor.

Unutmamalıyız ki temsil makamı, bizim üzerimizde bizi “özneleştirmek” suretiyle işler. Ben bir insan olarak kendimi hangi değerler ve terimlerle tanımlıyorsam, beni temsil eden makamın da o asaleti ve o duruşu yansıtmasını beklerim.

Eğer bu temsiliyet yetersiz kalırsa, kişi doğal olarak kendi kimliğini ve aidiyetini tekrar sorgulamaya başlar. Toplumun en kırılgan ve savunmasız olduğu an da tam burasıdır. Çünkü aidiyet karmaşasının başladığı yerde, beyin göçleri ve kronik toplumsal stres baş gösterir. Yalnızlık hissi, yavaş yavaş bireyleri bir sarmal gibi içine çeker. Başlangıçta bir “eylemsizlik” hali olarak kendini gösteren bu yabancılaşma, bir süre sonra derin bir toplumsal kaygıya dönüşür.

Peki, bu eylemsizlik halinden nasıl çıkacağız? Belki de cevabı, bizi temsil etmesini beklediğimiz yapılarda veya unvanlarda değil; doğrudan inisiyatif alanlarda aramalıyız. Karaman’ın kaderini ve dışarıdaki algısını değiştirecek olanlar, ideolojik kalıplara sığınanlar değil; bu şehir için taşın altına elini koyan, sahada ter döken ve toplum için gerçek bir değer üreten sosyal girişimcilerdir. Bizi asıl temsil etmesi gerekenler onlardır. Zihinlerdeki o önyargıları yıkacak ve şehrin gerçek kimliğini yansıtacak olan şey, tam da bu çabanın onurlandırılması ve bu insanların desteklenmesidir.