Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
İ.Ethem Büyükköse

SUSKUN DEMOKRAT

Bir ülkeyi yıkan şey kötü yöneticiler değildir; asıl yıkımı tamamlayan, halkın derin ve ısrarcı suskunluğudur. Çünkü suskunluk, kendiliğinden ortaya çıkmaz. Korkudan, umursamazlıktan, çıkar ortaklığından ya da en ilkel hâliyle “bana dokunmayan yılan” anlayışından beslenir. İnsanlar gördüğü yanlışa ses çıkarmadığında, kötülük yalnızca büyümez; kök salar, yerleşir ve sonunda toplumun dokusuna işler. Kötülük normalleşir, vicdan körelir, cesaret buharlaşır.

Bu söz bize yalın bir hakikati hatırlatıyor:

Bir devletin kaderi sadece yönetenlerin değil, yönetilenlerin karakteriyle çizilir.

Bugün toplum, kendisinin artık bir “toplum” olmadığına inandırılmış durumda. Kendi içinde birbirine karşı ümidini tüketmiş, kalabalık olmanın gücünü kaybetmiş bir kitleye dönüşmüş haldeyiz. İnsanlar bir araya gelinse bile hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanıyor. İşte bu yılgınlık, bu kolektif tükenmişlik hâli suskunluğun gerçek sebebi.

Belki de tehlike anında hayatta kalmak için ölü taklidi yapan bir toplum hâline geldik. Haksız uygulamaları, adaletsizliği ya da toplumu sarsması gereken olayları bile bir dizi sahnesi izler gibi seyrediyoruz. Tepki vermek zahmet, düşünmek lüks, direnmek ise neredeyse ayıplanan bir davranış hâline geldi.

Oysa bugün yaşadığımız şey bir politika savaşı değil; bir kimlik savaşıdır. Artık kimse seçmene politika sunmuyor. Bir koruma kalkanı, bir kimlik, bir aidiyet ve kimi zaman bir “ikon”, bir “logo” satıyor. Ülkede yaşanan teknik sorunların bile kimlik üzerinden tartışılması bu yüzden. Ekonomi kötü olabilir; fakat “ben gidersem inancınız, kimliğiniz, varlığınız tehlikeye girer” söylemi her defasında toplumsal aklı devre dışı bırakıyor. Bu nedenle muhalif her ses, daha cümlesini tamamlamadan bir beka paranoyasının içinde boğuluyor.

Toplum olarak ne övgüyü biliyoruz ne yergiyi. Ya göklere çıkarıyor ya yerin dibine sokuyoruz. Siyaseti futbol takımı tutarcasına sahiplenmemizin sebebi de bu. Oysa demokrasi, insanlık tarihinin bedeller ödeyerek inşa ettiği bir tecrübedir. Yüzyıllarca süren deneyimin sonunda ortaya çıkmış, uygulaması sabır ve olgunluk isteyen bir sistemdir. Ve elbette kendi dengeleri vardır. Bu dengeler sarsıldığında toplumun ruh hali de anında sarsılır.

Demokrasi, herkesin her şeyi bildiğini sandığı bir rejime dönüştüğünde yozlaşır.

Bilgelik olmadan özgürlük anarşiye; adalet olmadan eşitlik zulme dönüşür.

Gerçek yönetim, aklın rehberliğinde ve adaletin terazisiyle yükselir. Halk yalnızca sandığa gitmekle değil, anlamakla da sorumludur. Çünkü cehaletle kullanılan bir oy, adaletin mezar taşını dikebilir.

Demokrasi bilgelikle yoğrulmazsa, sonunda kendi çocuklarını bile yiyen bir düzene dönüşür. Bugün yaşadığımız suskunluk da bunun habercisi. Eğer toplum kendi kaderine sahip çıkmayı reddederse, o kaderi başkalarının ellerine teslim etmekten kaçamaz.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER